Biriktirilmemiş Yağmur Bölüm 2: Geri Dönen Sessizlik

Yağmur, o gece hiç durmadı.Seda pencerenin önünde oturmuş, sokağın karşısındaki lambanın altında birikip dağılan su birikintilerini izliyordu. Şehrin bütün sesleri yağmurun arkasına saklanmış gibiydi. Arabaların uğultusu, uzaktan gelen insan sesleri, hatta kendi düşünceleri bile…Ama Caner’in son cümlesi hâlâ zihninde aynı açıklıkla duruyordu.“Bir gün her şeyi anlarsın, Seda.”Üç yıl geçmişti.Üç yıl boyunca bu cümlenin anlamını bulmaya çalışmıştı. Önce öfkeyle, sonra merakla, en sonunda da unutmaya çalışarak…Fakat bazı insanlar hayatından çıkarken kapıyı kapatmazdı. Yalnızca gider, arkalarında açık bir kapı bırakırlardı. Sen o kapıdan her geçişinde onları yeniden hatırlardın.Seda ayağa kalktı ve çalışma masasının üzerindeki eski kutuyu açtı.Kutunun içinde birkaç fotoğraf, solmuş bir sinema bileti, küçük bir anahtarlık ve Caner’in ona son doğum gününde verdiği gümüş renkli bir kolye vardı.Kolye hâlâ aynıydı.Küçük yağmur damlası şeklindeki ucunun üzerinde ince bir çizgi bulunuyordu. Caner, hediyeyi verdiği gün bunun özel bir anlamı olduğunu söylemişti.“Her yağmur damlası gökyüzünden düşer,” demişti. “Ama bazıları yere ulaşana kadar bir hikâye taşır.”Seda o zaman gülmüştü.“Sen de her şeyi hikâyeye bağlıyorsun.”Caner gülümseyerek kolyeyi onun boynuna takmıştı.“Belki bir gün benim hikâyemi de anlarsın.”Seda kutunun kapağını kapattı.“Yeter artık,” diye fısıldadı kendi kendine.Tam o sırada telefonu titredi.Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti.“Caner’i hâlâ merak ediyorsan yarın saat 19.00’da eski tren istasyonuna gel.”Seda mesajı birkaç kez okudu.Ardından cevap yazdı.“Kimsin?”Mesaj iletildi.Bir dakika geçti.İki dakika…Cevap gelmedi.Seda telefonu masaya bıraktı. Bunun kötü bir şaka olduğunu düşünmek istiyordu. Fakat mesajı gönderen kişi eski tren istasyonunu biliyordu.Caner’in gittiği gece orada beklediğini yalnızca birkaç kişi biliyordu.Ve o birkaç kişiden biri artık hayatta değildi.—Ertesi gün hava kapalıydı.Seda, bütün gün kendine gitmeyeceğini söyledi. İşine odaklanmaya çalıştı, müşterilerle konuştu, kahvesini içti. Fakat saat ilerledikçe düşünceleri aynı yere dönüyordu.Saat 18.20’de çantasını aldı.Eski tren istasyonuna vardığında hava kararmaya başlamıştı. İstasyon yıllardır kullanılmıyordu. Paslanmış rayların arasında yabani otlar büyümüş, bekleme salonunun camları kırılmıştı.Burası, Caner’le son kez karşılaştıkları yerdi.Seda üç yıl önce o geceyi hatırladı.Caner elinde küçük, kahverengi bir bavulla gelmişti. Yüzünde daha önce hiç görmediği bir ifade vardı. Sanki bir şey söylemek istiyor ama söyleyeceği sözlerin ikisini de mahvedeceğini biliyordu.“Gitme,” demişti Seda.Caner gözlerini kaçırmıştı.“Gitmek zorundayım.”“Neden?”Cevap vermemişti.“Bana güvenmiyor musun?”Caner o zaman başını kaldırmıştı. Gözleri kızarmıştı ama ağlamıyordu.“Sana güvenmediğim için değil.”“Öyleyse neden?”Caner uzun süre susmuş, sonra tek bir cümle söylemişti.“Bir gün her şeyi anlarsın.”Ardından arkasını dönüp gitmişti.Seda o gece sabaha kadar istasyonda kalmıştı. Ertesi gün öğrendiğine göre Caner’in bindiğini düşündüğü tren aslında o gece sefer yapmamıştı.Caner’in nereye gittiğini hiç kimse bilmiyordu.Seda o zaman ilk kez kendisine yalan söylendiğini düşünmüştü.Şimdi aynı yerde duruyordu.Saat tam 19.00 olduğunda istasyonun diğer ucundan bir ayak sesi geldi.Seda arkasını döndü.Uzun, koyu renkli bir palto giymiş bir kadın ona doğru yürüyordu. Kadının yüzü yorgundu. Elinde siyah bir şemsiye vardı.“Seda Hanım?”“Evet. Siz kimsiniz?”Kadın etrafına baktıktan sonra çantasından eski bir zarf çıkardı.“Benim adım Leyla. Caner’i tanıyordum.”Seda’nın kalbi hızlandı.“Caner nerede?”Leyla hemen cevap vermedi.“Size anlatmam gereken şeyler var. Ama önce şunu bilmelisiniz: Caner sizi terk ettiği için gitmedi.”Seda acı bir gülümsemeyle başını salladı.“Üç yıldır kendime aynı şeyi söylüyorum. Artık başka bir cevap duymak istemiyorum.”“Peki, o zaman neden buradasınız?”Seda sustu.Çünkü bu sorunun cevabını kendisi de bilmiyordu.Leyla zarfı ona uzattı.“Bunu size vermemi istedi. Eğer bir gün geri dönemezse…”Seda zarfı aldı. Üzerinde kendi adı, Caner’in el yazısıyla yazılmıştı.Parmakları titriyordu.“Ne demek geri dönemezse?”Leyla’nın yüzü değişti.“Caner’in başına gelenleri gerçekten bilmiyor musunuz?”Seda bir adım geri çekildi.“Ne oldu ona?”Kadın derin bir nefes aldı.“Üç yıl önce, o gece istasyondan ayrıldıktan sonra bir kaza geçirdi. Hastaneye kaldırıldı. Uzun süre kimliğini açıklayamadı. Daha sonra ailesi onu başka bir şehre götürdü.”Seda’nın kulaklarında uğultu başladı.“Yalan söylüyorsunuz.”“Keşke yalan olsaydı.”“Peki neden kimse bana haber vermedi?”Leyla gözlerini yere indirdi.“Çünkü Caner, size ulaşılmasını istemedi.”Seda’nın içindeki bütün öfke bir anda yeniden canlandı.“Bunu neden istesin?”Leyla cevap vermeden önce birkaç saniye bekledi.“Çünkü o kazadan önce öğrendiği bir sır vardı. Ve bu sırrın sizi de tehlikeye atacağından korkuyordu.”Seda zarfı daha sıkı tuttu.“Ne sırrı?”“Bunu ben anlatamam. Mektubu okuyun.”Leyla arkasını döndü.“Bir dakika!” diye seslendi Seda. “Caner yaşıyor mu?”Kadın durdu.Fakat arkasını dönmedi.“Bildiğim son şey, üç ay önce sizin yaşadığınız şehre döndüğüydü.”Sonra karanlığın içinde uzaklaştı.Seda istasyonda tek başına kaldı.Elindeki zarfı açmak istedi ama parmakları titriyordu. Sonunda kâğıdı çıkardı.Mektup tek sayfaydı.Sevgili Seda,Bu mektubu okuyorsan, sana söylemem gerekenleri yine yüzüne karşı söyleyememişim demektir.Beni affetmeni istemiyorum. Çünkü senden af dilemek için önce sana neden yalan söylediğimi anlatmam gerekiyor.O gece senden ayrılmamın sebebi sevgimin bitmesi değildi. Tam tersine, hayatımda ilk kez birini kaybetmekten gerçekten korkmuştum.Benden saklanan bir gerçeği öğrendim. Bu gerçek yalnızca benim ailemi değil, senin geçmişini de ilgilendiriyordu.İlk başta kimseye inanmadım. Sonra belgeleri gördüm. Fotoğrafları, tarihleri ve imzaları… Hepsi aynı şeyi gösteriyordu.Sana anlatmak istedim. Fakat o zaman seni de bu işin içine çekmiş olacaktım.Bu yüzden gittim.Belki korkaktım. Belki de seni koruduğumu düşünerek en büyük hatamı yaptım.Şimdi geri döndüm. Fakat senden bir şey istemeye hakkım olup olmadığını bilmiyorum.Eğer hâlâ beni görmek istiyorsan, eski evimizin önündeki bankta cuma günü saat 20.00’de olacağım.Gelmezsen seni bir daha rahatsız etmeyeceğim.Ama gelirsen, bu kez hiçbir şeyi saklamayacağım.Caner.Seda mektubu bitirdiğinde yağmur başlamıştı.Kâğıdı göğsüne bastırdı ve gözlerini kapattı.Üç yıl boyunca Caner’den nefret etmeye çalışmıştı. Onu unutmak için başka sokaklardan geçmiş, eski şarkıları silmiş, birlikte gittikleri yerlere bir daha uğramamıştı.Ama tek bir mektup bütün bunları değiştirmişti.Caner dönmüştü.Fakat Seda artık üç yıl önceki kadın değildi.Şimdi kendine sorması gereken tek bir soru vardı:Onu yeniden görmek mi istiyordu, yoksa yıllardır cevabını aradığı gerçeği öğrenmek mi?—Cuma günü yaklaştıkça Seda’nın içindeki huzursuzluk büyüdü.Mektubu her okuduğunda başka bir cümleye takılıyordu. Özellikle bir bölüm zihninden çıkmıyordu:“Bu gerçek yalnızca benim ailemi değil, senin geçmişini de ilgilendiriyordu.”Seda’nın ailesi hakkında bilmediği ne olabilirdi?Annesi o henüz on iki yaşındayken ölmüştü. Babası ise yıllardır başka bir şehirde yaşıyordu. Çocukluğuyla ilgili hatırladığı her şey sıradandı. En azından şimdiye kadar öyle sanmıştı.Perşembe akşamı babasını aradı.Uzun bir telefon konuşmasından sonra cesaretini topladı.“Baba, annemin ölümünden önce Caner’in ailesini tanıyor muydun?”Telefonun diğer ucunda sessizlik oldu.“Bunu neden soruyorsun?”Seda’nın içi ürperdi.“Yani tanıyordun?”Babası derin bir nefes aldı.“Seda, bazı şeyleri geçmişte bırakmak gerekir.”“Ben geçmişi bırakmaya çalışmaktan yoruldum. Bana sadece doğruyu söyle.”Babası yine sustu.Sonra alçak bir sesle konuştu.“Annenin bazı insanlarla yaşadığı anlaşmazlıklar vardı. Ama bu konuyu telefonda konuşamayız.”“Ne zaman konuşabiliriz?”“Yarın gel. Sana anlatacağım.”Telefon kapandığında Seda uzun süre ekrana baktı.Artık bunun yalnızca Caner’le ilgili olmadığını biliyordu.Cuma günü saat 19.45’te evden çıktı.Yağmur yeniden başlamıştı.Eski evlerinin önündeki bank, çocukluğundan beri aynı yerde duruyordu. Duvarın boyası dökülmüş, bahçedeki ağaç büyümüş, sokak lambası değişmişti.Ama bank aynıydı.Seda saatine baktı.19.58.Sokağın başında bir adam belirdi.Uzun boylu, koyu renkli paltolu bir adam…Yavaşça ona doğru yürüyordu.Seda’nın nefesi kesildi.Caner karşısında durduğunda ikisi de bir süre konuşamadı.Üç yıl boyunca zihninde onun yüzünü yüzlerce kez canlandırmıştı. Fakat karşısında duran adam, hatırladığı Caner’den farklı görünüyordu. Yüzü daha yorgun, bakışları daha ağırdı.Yine de gözleri aynıydı.“Seda,” dedi Caner.Seda ayağa kalktı.“Üç yıl.”Caner başını eğdi.“Biliyorum.”“Hayır, bilmiyorsun. Üç yıl boyunca nerede olduğunu, neden gittiğini, neden beni aramadığını düşündüm. Her gün kendime farklı bir cevap verdim.”Caner konuşmaya çalıştı.Seda elini kaldırdı.“Bu kez önce ben konuşacağım.”Caner sustu.“Bana neden yalan söyledin?”Caner cebinden küçük bir fotoğraf çıkardı. Fotoğrafı ona uzattı.Seda fotoğrafa baktığında dünyası bir anlığına durdu.Fotoğrafta annesi vardı.Yanında ise Caner’in babası duruyordu.Fotoğrafın arkasında bir tarih yazıyordu: 1998.Seda’nın annesi, Caner’in ailesini tanıyordu.Ama mesele bundan daha büyüktü.Çünkü fotoğrafta, annesinin kucağında henüz bebek olan bir çocuk vardı.Caner yavaşça konuştu.“Sana anlatacağım şey, ikimizin de bildiği bütün gerçekleri değiştirebilir.”Seda başını kaldırdı.“Öyleyse anlat.”Caner onun gözlerinin içine baktı.“Önce babanla konuşmalısın. Çünkü bu sırrı benden önce o biliyordu.”Seda’nın kalbi hızlandı.“Babam ne biliyor?”Caner cevap vermeden önce etrafına baktı.“Annenin ölümünün bir kaza olmadığını.”Yağmur şiddetlendi.Seda elindeki fotoğrafa baktı. Sonra Caner’e…Üç yıl boyunca aradığı adam geri dönmüştü.Ama onunla birlikte, bütün hayatını değiştirebilecek bir gerçek de geri dönmüştü.DEVAM EDECEK…